Alternate Text

 
 
 
 
 



 Neredeyim :

Dursun GÜRLEK-Kedili Kütüphane'nin Ümmileri ve Alimleri

“KEDİLİ KÜTÜPHANE’NİN ÜMMİLERİ VE ÂLİMLERİ”

                                                                    Dursun GÜRLEK

 

Tam bir ilim ve kültür hazinesi olan Beyazıt Devlet Kütüphanesi’nde, bir zamanlar, okuma yazma bilmeyen bir kütüphaneci bile görev yapmıştı. Lütfen, hiç böyle bir şey olur mu, diye hemen itiraz etmeyiniz. İlk başta ben de kabul etmedim ama Teşrin-i Evvel (Ekim) 1928 tarihli ve 8 No.lu “Resimli Ay” mecmuasında yayımlanan bir araştırma yazısını okuyunca, ümmi bir zatın da kütüphaneci olabileceğini ister istemez kabul ettim.

 

Adı geçen belgeye göre, “beş yüz bin kitabın içinde bir harf bile okumadan kırk beş sene yaşayan adam”, Beyazıt devlet kütüphanesi’nin kırk beş yıllık emektarı Emin Efendi’dir. Ümmi olduğu için binlerce kitabın içinde, bir harf bile okumadan ömrünü tüketmektedir. Bu şayan-ı hayret adam, kütüphanede mevcut kitapların hepsini tanır. Numaralarıyla, ciltleriyle, bulundukları depoların raflarıyla, müellifleriyle hemen hepsini bilir. Emin Efendi’nin kitaplara olan merakı şaşılacak bir şeydir. Bu hususta duyduğu hisleri bizzat kendisi şöyle dile getiriyor.

 

“Kütüphanenin kurulduğu ilk günden beri buradayım. Okuma yazma bilmem ama kitapları çok severim. Belki çocuklarımdan fazla… Onların yırtılmaları, kaybolmaları beni çok üzer. Bugün kırk beş sene oluyor, tam kırk beş sene !...

 

Binlerce cildin içine saklanan mevzuların serlevhalarını (başlıklarını) bile anlamayan bu adam kütüphanenin içinde bir ama gibi dolaşıyordu. Her şeyi ve her yeri esrarengiz bir hisle çok iyi tanıyan körler gibi, Emin Efendi de dolaplarda dizi dizi uyuyan kitapların her şeyini ve her birini çok iyi biliyordu. Genç bir mektepli kendisine yanaştı. 341 diye bir kitap numarası söyledi. Emin Efendi, en küçük bir tereddüde kapılmadan, sanki eliyle bıraktığı tek bir kitabı almaya gider gibi, kolayca karşıki dolapların birine yanaştı. Bir saniye içinde kitabı buldu ve genç mektepliye verdi.

 

Biraz sonra iki küçük mektepli daha geldi: 1702 numarayı istediler katalogda bulunan bir masal kitabı olduğunu okumuşlardı. Emin Efendi güldü:

 

Çocuklarım! Siz onu okuyamazsınız O, çok eski bir dilde yazılmıştır. Büyükler bile şimdi o lisanı kolayca anlayamıyorlar. Ben size başka bir masal kitabı vereyim, dedi ve küçüklere başka bir hikâye kitabı getirdi.

 

Görüyor musunuz okuryazar bile olamayan kütüphanecimiz sadece kitapları tanımakta onları yerlerini bilmekle kalmıyor; kimin neyi okuyacağını da kendisi belirliyordu. Bu ilginç şahsiyetin yukarıda tarihini verdiğimiz (Resimli Ay) mecmuasında resminin de bulunduğunu bu arada söylemiş olalım.

 

Efendim, Beyazıt Devlet Kütüphanesi’nde böyle ümmi kişiler bile görev yaptığı gibi büyük âlimlerde hafız-ı kütüp, yeni müdür olarak yıllarca hizmet verdiler. Mesela kütüphanenin ilk hafız-ı kütübü Tahsin Efendi hem icazetli bir âlim hem de ünlü bir hattat idi. Ne yazık ki hakkında fazla bir bilgiye rastlayamadık. Nitekim Ord. Prof. Dr. A. Süheyl Ünver de “Beyazıt Devlet Kütüphanesi ve gördüklerim” başlığıyla kaleme aldığı bir makalede bu konuya temas ediyor. Ezcümle şunları söylüyor.

 

“Ülkemizin Devlet eliyle 1882 yılında kurulan ilk Kütüphanesi’nin birinci Müdürü Hattat Hoca Tahsin Efendi’dir. Tahsin Efendi devrinde hat tarihine ait yazıları toplayıp bir arşiv oluşturduğunu duyardık. Fakat bu arşivi biz ancak Avukat Halil Ethem Arda dostumuzda görmüş ve hayran olmuştuk.

 

Tahsin Efendinin iki oğluyla tahsil zamanımda tanıştık. Her ikiside tahsilini bitirdikten sonra kütüphanelerde görev almıştı. Bütün bunlara rağmen Tahsin Efendi zamanında Beyazıt Umumi Kütüphanesi’ne az gelirdi denir. Ben bir defa kitap alırken gördüm. Tahsin Efendi Beyazıt Umumi Kütüphanesi’ndeki çalışmaları hakkında hiçbir yerde kayıt bırakmamıştır. Çalışma hayatı boyunca derbeder metotsuz bir ömür sürmüş, sadece şu arada burada ismi geçmiştir. (1)

 

Hoca Tahsin Efendi hakkında bilgi veren ilim adamlarımızdan biri de İbnülemin Mahmut Kemal İnal’dır. Üstadın son hattatlar isimli değerli kitabından öğrendiğimize göre Tahsin Efendi hem Kütüphane Müdürü hem de Ali Paşa Camii İmamı’dır. Evkaf nezaretini (Vakıflar Bakanlığımızın) iki görevi bir arada yürütmesinin mümkün olmadığına dair aldığı karar üzerine imamlık vazifesine son veriyor. Buna çok üzülen Tahsin Efendi, bir hafta sonra vefat ediyor.  (Ölüm tarihi 1916)

 

Ölümünden 1 yıl önce sağ tarafına felç geldiğini  uzun süre yattığı daha sonra iğleştiyse de zihninden de durgunluk görüldüğünü yine İbnülemin Bey’den öğreniyoruz. Sülüs ve Nesih’de üstad olan ve birkaç Mushaf-ı şerif yazan Hoca Tahsin Efendi aynı zamanda saatçilikten de anlarmış. Fakat onun bu özelliğini kimse bilmiyormuş. Kendi anlattığına göre Mahmud Kemal Bey’in “âsâr-ı atikadan” bir saati varmış. Bu bakır saat arada bir bozuluyormuş. Tahsin Efendi “saatçiye götüreyim” deyip alır götürürmüş. Meğer kendisi tamir edermiş. Bir gün saat yine durduğunda Mahmud Kemal Bey arka kapağını açıyor. İnce bir kâğıda yazılı şöyle bir kıtayla karşılaşıyor.

 

Pek güzel yaptı onu saatçi

İçini açma sakın ey gam kin

Bir dakika ileriye gitse

Yine tamir eder elbet Tahsin

 

İbnülemin Bey, Tahsin Hocanın yemeğe olan düşkünlüğünden de şöyle söz ediyor:

 

Her hale tahammül ederdi. Yalnız boğazına tahammül edemezdi. Her yerde her şeyi yerdi iğrenmezdi. Kütüphanenin karşısında gözleri çapaklı bir ihtiyar arap kadının yapıp tanesi 10 paraya sattığı yalancı dolmayı, yine arada bir kürdün koca kazanla pişirdiği kötü yağlı kötü kokulu kuskusu büyük bir iştahla yerdi. İtiraz ederdim aldırmazdı gülerdi.

 

Beyazıt Devlet Kütüphanesi’nin Tahsin Hoca’dan sonra görev alan ikinci Müdürü İsmail Saib SENCER Hoca’ya gelince hiç şüphesiz onun ismiyle kütüphane özdeşleşmişti. Bu büyük kabiliyet bilgisini dünyaca meşhur bir otorite kabul ediyordu. Hafız-ı kütüplüğü ve bu sahadaki ihtisası hakkında “Ayaklı Kütüphaneler” adıyla kaleme aldığım naciz eserimde Hoca Efendiyle ilgili bilgiler vermeye çalıştım.

 

Burada sadece, bir iki cümleyle de olsa kedilere olan düşkünlüğünden bahsetmek istiyorum. Bir kere daha tekrarlayayım ki, İsmail Saib Sencerin müdürlüğü zamanında bu kütüphanenin adı kedili kütüphaneye çıkmıştı. Merhum kitaplar kadar kedilerden de hoşlanıyordu. Kitaplara gözü gibi bakan Hazret, kedileri de evladı gibi seviyordu. Bu konuyla ilgili çok sayıdaki menkıbeye yeni öğrendiğim bir anekdot daha ilave etmek istiyor.

 

          Bir gün (28 ocak 2010) kütüphanenin çalışan ve kıdemli müdür yardımcısı Süheyla ŞENTÜRK Hanımın odasındaydım yaşı doksanı çoktan geçmiş olan ve İsmail Saib Hocayı yakından tanıdığını bildiğim Taha Toros Beyi aramasını rica ettim. Süheylâ Hanım kendisine telefon etti. Uzun süre konuştular. Taha Beyin telefonda söylediği şu anekdotu Süheyla Hanım bana anlattı. Ben de size nakledeyim;

 

İsmail Saib Sencer Hoca kütüphane müdürü iken bir gün, devlet kütüphanedeki fareleri zehirlemek amacıyla zehir aldırması için bir miktar ödenek gönderiyor. Ancak İsmail Saib Hoca zehir değil de ciğer aldırıyor ve kedilerine bir güzel yediriyor. Tabi ki Hoca hakkında tahkikat açılıyor.

 

Kedi, kütüphane, fare, zehir, ciğer ve kedi sever, kitap sever bir allâme! Ne güzel bir manzara değil mi Efendim..

        

Dipnot: (Beyazıt Devlet Kütüphanesi 100 yaşında hazırlayan Hasan Duman Beyazıt Devlet Kütüphanesi Müdürü İST. 1984



 

   
Sesli Kİtap
E-Kitap

 ISTANBUL

Facebook -  Twitter'da Biz

 
Mesai Gün ve Saatleri

 
 
 Pazartesi'den - Pazar'a:
08:00 - 22:30
İçerik Görüntülenme Sayısı

Bu sayfa 4903 kez gösterilmiştir.