Alternate Text

 
 
 
 
 



 Neredeyim :

Mehmet Nuri Yardım - Beyazıt Devlet Kütüphanesi ve Muzaffer Gökman

Mehmet Nuri Yardım'ın 1986'da 22. Kütüphane Haftasında Muzaffer Gökman ile yapılan söyleşisi.

 

            Kütüphanelerin üstümüzde hakkı vardır ve çoktur. Bunu bize söyleyemeseler de bilinmeli ki, yıllarca hatta bazıları (Beyazıt Devlet Kütüphanesi gibi) yüzyıldan fazla zaman hepimize hizmet eden kütüphaneler bizden alacaklıdırlar. Toplum onlara borçludur. Peki, biz onlara ne yapabiliyoruz, borcumuzu eda edebiliyor muyuz? En azından ayda yılda bir de olsa birikimimizde büyük katkıları olan kütüphaneleri ziyaret edip yöneticilerine ve memurlarına teşekkür ediyor muyuz? Dergâh Yayınları’nda eserleri çıkan rahmetli hocam Mehmet Kaplan ve hep sağlıklı olmalarını dilediğim İnci Enginün ve Zeynep Kerman hocalarım eserlerinin sunuşunda mutlaka istifade ettikleri kütüphanelerin (başta Beyazıt Devlet Kütüphanesi) yetkililerine teşekkür ederlerdi. Bu inceliği, zarifliği bütün araştırıcılar gösteriyor mu?

 

            Bir Beyazıt Devlet Kütüphanesi’ni düşünelim meselâ. 125 senedir dünyanın en güzel nesneleri olan kitaplara ev sahipliği yapıyor. Sadece kitaplara mı, hayır dergilere de, gazetelere de... Ve 125 senedir öğrenciler, öğretmenler, ilim adamları, araştırıcılar, akademisyenler, sanat meraklıları, edebiyat tutkunları, kâşifler, inceleme yapanlar velhâsıl her türlü meslek ve meşrepten insan bu tarihî kütüphanemizin kapısından girmiş, kartoteklerine bakmış, memurlarıyla veya müdürüyle görüşmüş, onlardan istifade etmiş, bilgi almış ve aradığı kaynağa ulaşmıştır. Üstelik bu hizmetler hep ücretsiz yapıla gelmiştir. Bundan daha büyük bir nimet olur mu?

 

            Ben Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde okurken en çok uğradığım mekânlardan biriydi Beyazıt Devlet Kütüphanesi... Hatta bitirme tezimi burada yapmıştım. Prof. Dr. Zeynep Kerman Hocamdan aldığım tez Varlık dergisindeki şiir ve yazılar hakkındaydı. Tabii ki 1930’lu yılların sayılarıydı... Kütüphanenin manevi atmosferi beni sarmış, tezimi bitirdikten sonra da buranın sadık müdavimlerinden biri olup çıkmıştım. Diyebilirim ki ilk kitabım Edebiyatçılarımızın Çocukluk Hatıraları ve Ziya Osman Saba kitaplarımın temeli bu kütüphanede atılmıştır. Birçok çalışmayı burada hazırlamışımdır. Ziya Osman Saba’nın kitaplarına girmemiş şiirlerini bu güzel kütüphanenin birçok kıymetli insanı ağırlayan o kutsal salonlarında araştırmış, bulmuş ve çalışmalarıma almıştım. Sadece ben mi yararlandım bu irfan merkezinden. Elbette hayır! O kadar çok kişi feyiz aldı ki bu ilim ve irfan mâbedinden... Benim görebildiğim isimlerden sadece bir kaçını sıralayayım Ferit Ragıp Tuncor, İnci Enginün, Mehmed Niyazi, Dursun Gürlek, Beşir Ayvazoğlu ve Tahsin Yıldırım... İlim, fikir, kültür ve sanat dünyamızdan farklı nesillerden, farklı simalar... Keşke kütüphanenin müdavimlerinin genel bir listesi çıkarılabilse... Ve bu liste bir makale konusu olabilse... Bir gün bir gazetenin eski nüshalarını tararken Edirne’den Prof. Dr. Recep Duymaz beyi gördüm. Başka zaman başka isimlerle karşılaştım. Kütüphanenin duvarları dile gelse kimleri ağırladıklarını bir anlatsalar kim bilir ne ilginç hikâyeler, ne tatlı hatıralar ortaya çıkacaktır?

 

            Kütüphanelerin belkemiği ve orayı cazip hâle getirenler elbette müdürleri ve memurlarıdır. Onlar kitabı sevdirir okuyucuya ve onlar araştırmacılara yardımcı olurlar. Beyazıt Devlet Kütüphanesi’nin ilk müdürü Tahsin Efendi’den şimdiki müdürü Süheyla Şentürk’e kadar bütün yöneticilerin alın teri, göz nuru ve büyük hizmetleri olmuştur. Efsanevî müdürü İsmail Saip Sencer’in hayatı hakikaten bir roman ki yazılması gerekir.

 

            Kendisine Allah’tan şifalar dilediğim Şerafettin Kocaman’la birkaç yıl önce yaptığım bir mülâkatta kütüphane hizmetleri üzerinde durmuştuk. Kütüphanemizin ömrünü kitaba ve kütüphaneye hasreden bir başka müdürü de Muzaffer Gökman’dı. Kitaplar Arasında 44 Yıl adında güzel bir eseri vardır. Ve orada Beyazıt Devlet Kütüphanesi müdürlüğü sırasında yaşadıklarını anlatır. Keşke bütün kütüphane müdürleri ve memurları da emekliliklerinden sonra hatıralarını yazsalar... Yaşadıklarını okuyuculara ve kitap meraklılarına nakletseler... Ne güzel anekdotlar okurduk kim bilir?

 

            Muzffar Gökman ile görüşüp röportaj yaptığım yıl kendisi kütüphaneden emekli olmuştu; Hürriyet gazetesinin Kütüphane ve Arşiv Müdürüydü. Büyük bir ihtimalle, gazetenin genel yayın müdürü ve kitap dostu, kadirbilir insan Nezih Demirkent onu işe almıştı. Allah’tan ikisine de rahmet diliyorum.

 

            Muzaffer Gökman’la yaptığım mülâkat o zaman çalıştığım Türkiye gazetesinde, 4 Nisan 1986 tarihinde yayımlanmıştı. Hürriyet gazetesinin Cağaloğlu’ndaki binasında gerçekleştirdiğim bu mülâkat gazetemizde “Bizde kütüphanenin kurucusu Sultan II. Abdülhamid’tir” başlığıyla yayımlanmış ve okuyuculardan büyük ilgi görmüştü. Kitap ve kütüphanecilik tarihine dair önemli bilgilerin yer aldığı bu röportajı, harfine dokunmadan bugünkü kitap âşıklarına sunuyorum. Özellikle kütüphanecilik mesleğini seçen gençlerimizin ve kütüphanelerimizin tarihini merak eden araştırıcıların bu konuşmadan yararlanacağını düşünüyorum.

 

            “Kütüphanecilerimiz, XXII. “Kütüphane Haftası”nı kutluyorlar. O kadar çok söyleyecekleri var ki kitap ve okuyucu konusunda. Hangi birini söylesinler bu hafta içinde. Oysaki okumaya giden yol kütüphanelerden geçiyor. Hafta münasebetiyle bir mülakat yapmak istedik eski bir kütüphaneciyle. 44 yılını bu mesleğe vermiş, 40’ın üzerinde kitap, yüzlerce makale yazmış kütüphaneler için. İmzasının üzerine de, büyük bir gururla “Eski bir Kütüphaneci” diye yazıyor. Beyazıt Devlet Kütüphanesi emekli müdürü Muzaffer Gökman. Bugün de aynı çizgi üzerinde çalışmasını büyük bir heyecanla sürdürüyor. Sorularımızın ilkini kendisine yöneltiyoruz.

 

MEHMET NURİ YARDIM: Yüzyıllar evvelki kütüphanelerimiz nasıldı?

MUZAFFER GÖKMAN: Yüz ve daha gerilere uzanan yıllarda İslam medeniyeti çerçevesinde kütüphane, devlet bütçesi ile değil, özel vakıflar şeklinde ortaya konmuş bir müesseseydi. Allah’ın nimetlerine teşekkür etmek isteyen veya yurttaşlarına bir hediye bırakmayı düşünen kişiler, cami veya çeşme yaptırır gibi, kütüphane kurarlar, hemen bütün şahıs kütüphaneleri de zamanla halka açık vakıf kütüphaneler de zamanla halka açık vakıf kütüphaneler haline gelirdi. Kütüphane personeline de Hâfız-ı Kütüp denilirdi. Nur içinde yatsınlar. Görevlerine dini vecde diyebileceğimiz bir inanç ve sadakatle bilen bağlıydılar. Eksiksiz ve sağlam gelebilen değeri ölçülemez yazma ve basma kitaplar onların sayesinde raflarında kalabilmiştir. Aldıkları maaş veya ücret hiç denilebilecek kadar azdı.

 

YARDIM: Kütüphane ve personelin durumu hangi tarihe kadar bu şekilde devam etti?

GÖKMAN: 1839 tarihli Tanzimat Fermanı’ndan sonra devlet; askerî, adliye ve genel olarak idarî sahalarda yenilikler getirilirken Evkaf Nezareti kurulmuş ve kütüphanelerin idaresi devlete geçmiştir. Çeşitli safhalardan sonra da 3 Mart 1924 tarihli Tevhid-i Tedrisat Kanunu çerçevesinde, vakıf kütüphanelerdeki koleksiyonların düzen ve kuruluşları bozulmadan Milli Eğitim Bakanlığı’na verilmiştir. Bu tarihten sonra da korunma ve işlemeleri daha uygun bir şekilde sağlanması için de aynı düzen içinde birleştirme yoluna gidilmiştir.

 

YARDIM: Devlet eliyle yurdumuzda, genellikle o yıllarda payitaht olan İstanbul’da ilk kurulan kütüphane hangisidir?

GÖKMAN: Bugün Beyazıt Devlet Kütüphanesi adıyla tanınan eski “Kütüphane-i Umumi”dir. 1882 kuruluş yılında ülkede milli ve benzeri kelimeler kullanılamadığı, sözcüklerde de yer almadığından ilk Milli kütüphanemiz Beyazıt Devlet Kütüphanesi’dir. Kütüphaneye tahsis edilen Beyazıt İmareti’nin tamiratı sırasında yabancı basında “Milli” kelimesi devamlı zikredilmiştir. Kütüphanenin kurucusu Sultan II. Abdülhamid’tir. Sultan Hamid kütüphanelerle çok ilgilenen bir padişahtır. Devrinde İstanbul kütüphanelerinin katalogları basılmış ve dünyaya dağıtılmıştır. İleride Türk kütüphanecilik tarihi yazılırken bu hükümdarın adının çok yerde geçeceği muhakkaktır.

 

YARDIM: Kütüphaneci yetiştirmek için hangi çalışmalar yapılmıştır?

GÖKMAN: Cumhuriyet yıllarının ilk döneminde mevcut hafız-ı kütüpler için kurslar açılmış ve zamanla sürdürülmüştür. Bu kurslara bazı yabancı kişiler de katılmıştır. Değerli meslektaşlarım merhum Fehmi Karatav ve Ankara’da Milli Kütüphane kurucusu Adnan Ötüken, yurtiçi geçici kurslar düzenleyen Aziz Berker’i daima minnet ve şükranla anmak genç kuşağın görevi olmalıdır. Bilahare Ankara Üniversitesinde, ardından İstanbul Üniversitesi’nde de kütüphanecilik kürsüleri kurulmuş ve değerli meslektaşlarımın çalışmalarıyla yüksekokul diplomalı kuşak yetiştirilmiştir. Bugün Ankara ve İstanbul’da çeşitli yüksek öğretim kurumlarında kütüphanecilik öğrenimi vardır.

 

YARDIM: Kütüphanelerimiz, ihtiyaca cevap verecek vasıflarda mıdır?

GÖKMAN: Buna cevap vermek güç. Fazla okumadığımız, kısacası kitaplarla aramız hoş olmadığından, eksik/noksan günün gürültüsü arasında kayboluyor. Esasen kütüphanelerimiz bir nev’i öğrencilerin kendi kitaplarıyla ders çalışma yeri. Her yıl raf uzunluğunda büyüyen, iftihar ettiğimiz Beyazıt Devlet Kütüphanesi’nin (ek) binasının 1979 yılında başlayan inşaatı henüz ümit verici bir durumda değil. Ek binanın bugün yapımı sürdürülen yerde “otopark” yapılmasını isteyen güçlerle bir avuç kitapsever nasıl mücadele vermiş ve bu mücadeleyi kazanmıştı. Kütüphane her yıl yine aynı uzunlukta büyüyor ama, dokümanlar işlendikten sonra paket yapılıyor, depoya tuğla gibi diziliyor. Binanın bitmesini bekliyor.

 

YARDIM: XXII.  kütüphane Haftası’nda bize söyleyebileceğiniz diğer şeyler ne olabilir?

GÖKMAN: Kütüphanelerimize üniversite mezunu “kütüphaneci” yetiştirmeyi düşündüler de, orta direk kütüphaneci düşünmediler. Hastanede mütehassıs doktor var, odacı var ama hemşire yok. Böyle bir meslek okulu açılması için çok uğraşıldı ve sonunda Milli Eğitim Bakanlığı ortaokula diyelim ki, Milli Eğitim ve Kültür Bakanlığı arasında işbirliği olsun ve bu meslek okulu cazip bir hale getirilsin.

 

            Bir de basında bir haber gördüm. Ayasofya Müzesi içinde bir Türk Mührü vardır. Kültür Mührü. Çoğumuz bundan habersiz kalmışızdır. I. Sultan Mahmud 1152 (M. 1739) yapısı bu kütüphane, padişahın tuğrası, nefis çinileri ve döşemesiyle üç yüz yıl evvel kurulmuş harikulade bir Türk-Osmanlı Kütüphanesi. Terkedilmiştir. Bir kaç yıl evvel bir tarih mecmuasında bu kütüphane hakkında makale yayımlamış, Kültür Bakanlığı’na da yazılı olarak müracaat etmiştim. Bu konunu gündeme alınması sevindirici. Müzeyi gezen turist, o eşsiz mührü görmeli.

 

            Kütüphanelerimizin okura karşı görevini yerine getirdiğini söylemek, eleman azlığı, teşkilatlanma, kaynak yetersizliği, plân/program ve kütüphane bakımından güçtür. Böyle olmakla beraber, köklü bir altyapısı olduğundan,  dünyamızın bu karmaşık durumunda tecrübeli kütüphanelerin elinde, az sayıdaki araştırıcı müracaatları, bir dereceye kadar bütün noksanlara rağmen yürütülebilmektedir.



 

   
Sesli Kİtap
E-Kitap

 ISTANBUL

Facebook -  Twitter'da Biz

 
Mesai Gün ve Saatleri

 
 
 Pazartesi'den - Pazar'a:
08:00 - 22:30
İçerik Görüntülenme Sayısı

Bu sayfa 3337 kez gösterilmiştir.